Türkiye’de eğitim nasıl? Ve bir eğitim fakültesi öğrencisi olarak eğitimdeki problemler nelerdir? Bunları nasıl çözebiliriz ve eğitim nasıl olmalı diye beyin fırtınası yapmam sonucunda; eğitim kurumunun şimdilik öğrencisi gelecek dönemlerde eğiticisi konumunda bir paydaşı olarak bu fikirleri dile getirmek istedim.
Türkiye’de eğitim denilince en alt kademesinden en üst kademesine kadar her paydaş en az bir konuda eğitimde sorun bulur ve bu sorunun nasıl çözüleceği hakkında da bir fikir beyan eder. Ancak yüz yıllık bir devlet olarak şimdiye kadar eğitimde ne köklü bir sistem geliştirebildik ne de geliştirilen sistemlerin açıklarını bularak onları düzeltmeye çalıştık. Bir ülkenin milli bekasının en önemli koruyucularından birisi olan eğitim kurumunu bir türlü ayağa kaldırıp uluslararası düzeyde başarılı bir seviyeye getiremedik. Her gelen bakanla her gelen hükümetle değişen eğitim politikaları eğitimi gün geçtikçe daha kötü bir yere sürükledi. Her dönem bir önceki dönemin sistemini kökünden yıkarak yeniden inşa sürecine gitti. Bu davranış tipi de sürekli aradaki nesillerin eğitimden yeteri faydayı alamamasına ve bazı nesillerin kayıp nesil olmasına neden olmuştur.
Peki eğitim nasıl olmadır? Eğitimden Türkiye olarak ne beklemeli ne ummalıyız? 17 senedir eğitim kurumunun içerisinde, son 3 senedir de eğitim fakültesi bünyesinde gözlem ve araştırmalarım doğrultusunda toplum yapısını ve dinamiklerini de dikkate alarak eğitim nasıl olmalı diye yazmaya karar verdim. Ülkemizde eğitim köklü olacak şekilde en az 100 yıllık planlanarak kökünden değişmeli ve topluma uygun hale getirilmelidir. İlk olarak okullar eğitime uygun hale getirilmeli ve ilk, orta ve liselerde binalar ona göre tasarlanmalı ve en fazla 15 kişilik olacak şekilde yenilenmeli ve yenileri eklenmelidir.
Eğitim sistemindeki değişikliklere okullardan değil yetiştirdiğimiz ve eğitim fakültesinde okuyan ve okuyacak olan insanlardan başlamalıyız. Öğretmen olacak insanlara yeni dünyayı yeni Türkiye’yi ve yeni eğitim sistemini iyi anlatabilmeli ve iyi yetiştirmeliyiz. Eğitim fakültesinde okuyan öğretmen olacak kişiler yeni sistemin öncüleri olarak ilk adımda kullanılmalıdır. Bu öğretmen adaylarının öğretmen olduklarında öğrencilerine bir bilgisayar gibi sadece bilgi yükleyerek onlardan bu bilgileri işlemeleri gereken sistemden çıkarak, her bir öğrencinin ayrı bir birey olduğunun farkında olarak, onların sosyal ve okul yaşantılarını göz önüne alarak, karakterlerinin farkına vararak ilgi alanlarına yetenekleri doğrultusunda ilerleyebilmelerine ve yol göstericileri “doğru” hedef koyucuları olarak yetişmelerini sağlamalıyız. Yeni yetişecek öğretmenlerle yeni sistemin temellerini de atmaya başlamış oluruz.
Öğretmenliğin nasıl olması gerektiğini hallettikten sonra okul yapısına geldiğimizde, özellikle ilk ve orta okullarda her türlü materyal olmalı ve öğrencilerin bunlarla iç içe eğitim almalarını sağlayarak, onları keşfetmelerini sağlayarak, öğrencilerin daha yolun en başından ilgi ve yeteneklerini okul öğretmen ve veli olarak keşfedip ona göre eğitiminde yol almasını sağlamalıyız. Örnek olarak bir sınıfta yer şekilleriyle ilgili materyallerden ve maketlerden tutun laboratuvar malzemelerine kadar öğrencilerin yaş gruplarına göre birçok materyal bulunmalıdır. Bu şekilde öğrencilerin neye ilgisi ve yeteneği olduğu kolaylıkla gözlem yoluyla ortaya çıkar. Her öğrencinin sınıf öğretmeni çocukların gelişimi ile ilgili aylık, dönemlik ve yıllık değerlendirmelerini okul yönetimi ve velilerle paylaşmalı ve bu sayede her bir eğitim kolunu aktif şekilde öğrencinin maksimum verimliliği alacağı şekilde aktif hale getirmeliyiz. İlk okulda ve orta okulun ilk yıllarında öğrencinin hem kendisinin farkına varmasını sağlamalı hem de velilerin öğrenciler için neler yapabilecekleri hakkında bilgi sahibi olmasını sağlar bu sistem. Bu veriler doğrultusunda öğrenci lise tercihini daha doğru bir şekilde yapabilme becerisine sahip olur ve daha bu dönemde hedefleri olan bir birey olarak bu hedeflere planlı bir şekilde adım adım ulaşan bilinçli bir vatandaş olur.
Liselere gelecek olduğumuzda liseler ayrışmalı ve bugünkü liseler gibi değil daha çok mesleğe ve hayata hazırlayan bir yapıda olmalıdır. Liseler yapı olarak öğrencinin karakteristik yapısına göre ayrılmalı ve öğrencileri üniversite sınavına değil meslek eğitimi alacakları üniversite yaşamına hazırlamalıdır. Zaten ilk ve orta okullarda ilgi ve yetenekleri ortaya çıkarılan öğrenciler liselerde daha çok dil eğitimi, düşünce yapılarını geliştirici, kendilerinin farkına varmalarını sağlayıcı eğitimler almalıdırlar. Lisede en önemli kategori meslek liseleridir. Toplumun ara eleman eksiğinin teknisyen, usta, kalfa seviyesinde mezunlar verecek şekilde araç gereç eğitimi ve zanaatkarlık eğitimi verilerek lise bittiği anda aldıkları meslek eğitimini herhangi bir yerde uygulayabilecek seviyede olan kişiler yetiştirmelidir. Bu meslek eğitimi alan kişiler lise eğitimi bittikten sonra devlet tarafından teşviklerle desteklenerek kendi işlerini kurma konusunda da yardımcı olunmalıdır. Bu şekilde üretim ekonomisi canlanarak her yıl ülkenin yeni girişimciler kazanmasını ve geleceğin yatırımcılarını kendimizin üretebilmesine öncü oluruz.
Diğer Fen ve Anadolu liseleri gibi liselerde ise öğrencileri karakter tiplerine ve yeteneklerine göre bir meslek seçimi yapmalarını sağlayarak üniversite seçimlerini bilinçli hale getirmeliyiz. Liseden mezun olan öğrenciler sistemin ve kendilerinin farkında olarak mezun olur ve yığılma azalma gibi problemler ortadan kalkar. Meslek liseleri ile öğrenci yükünü azaltarak üniversite sınavına da daha az kişinin girmesini sağlar ve lisans eğitimine daha az öğrenciyle daha kaliteli bir eğitimle devam ederiz. Üniversiteler de bölümler ve öğrenci sayıları, toplum ve iş sektörlerinin ihtiyaçlarına göre yeniden düzenlemeli ve üniversiteden sonra işsiz kalma ve yığılma gibi problemlere yol açmamalıyız. Yani üniversiteler gizli işsizliğin yuvası olmamalıdır. Üniversiteye zaten kendisinin farkında olarak gelen öğrenci üniversitede de araştırmacı ve üretici bir ruhla kendi bölümüne de bir şeyler katarak mezun olmalıdır.
Eğitim sisteminde az da olsa her kademesine değinerek temel olarak nasıl çözüm olabilirize cevap vermeye çalıştım. Son olarak eğitim dili her kademede Türkçe olmalı ve dil birliği her kurumda korunmalıdır. Ulus devlet yapısı olarak ülkenin en ücra köşesindeki insanı, en az imkana sahip insanı bu şekilde sisteme dahil ederek her yerde ve her koşulda çalışabilmeyi toplum içerisinde yer alabilmeyi ancak ortak payda olarak Türkçe’ de başarabiliriz.





