Yüreğimizde taş duvarlardan kalma yorgunluk,
Gölgemiz kambur, güçsüz bacaklarımız.
Öylesine ağır öylesine külfet ki bu yük,
Boşluklarımızı dolduran sarmaşığı taşıyamıyoruz.
Yağmurlar yağmış üzerimize su almışız,
Rüzgar usul usul aşındırmış her esişinde,
Güneş yakmış çatlamış kaburgalarımız…
Dünya aynı dünya,
Zaman aynı zaman,
Çocukluk yitti yalnız.
Yaralar aldık ağaçlar gibi,
Budandık budandık çare olmadı.
Köklerimiz taşa değdi yahut
Biz o eski biz değiliz.
Zaman sonsuz; yaşam ebedi,
Biz, sonlu acizleriz.
Aşkı aradık ömür boyu
Şaraplar içtik durmadan
Kadınlar sevdik deliler gibi
Neyin sarhoşluğuydu bu
Nasıl bir baş dönmesiydi
Hayalle gerçek ayrılmaz oldu birbirinden
Ateşi yangın bilmek düştü haddimize
Yüreklerimiz yitirmişken kıvılcımını
Başımız eğik gezdik yüzlerce yıl
‘Hiçbir ateş yangın değildir’ diye zikir çektik
Eskisi gibi çarpmayacak hiçbir zaman kalbimiz
Eskisi gibi yani o ilk fark ettiğimiz günkü gibi varlığını
Yağmurda ıslanmanın tadı aynı mı
Yahut erikteki kırlangıcı seyretmenin
Umutsuzca geçiyoruz bütün duraklarından dünyanın
Yitirmişiz aidiyetimizi mütemadiyen
Rüzgar çıksa da savrulsak yaprak gibi diye bakıyoruz
Zirvelerde uçan kartallar gibiydik bir vakitler
Ansızın bir kayaya çarptık yahut yerin dibine çakıldık






Başlık ilgimi çekti ve bu vesileyle şiirinizi okumuş bulundum. Etkileyiciydi :)))
“yüreğimizde taş duvarlardan kalma yorgunluk..” ne kadar doğru bir tabir. Aslında ne kadar yorgunuz ne kadar yorulduk… Ama asıl yorgunluk şudur bence: Biz ne ara bu kadar yorulduk, bizi bu kadar yoran şey ne? bu soruların cevapsız kalması da insanı ayrı yoruyor.
Şiir güzel, keyifle okudum fakat görseller daha yaratıcı olabilirdi çok sıradna olmuş. Benim en sevdiğim şeydir okurken görsellerle desteklenmek. Okuduğum yazı ya da şiir ana yemekse görsel benim için tatlı gibi düşünebiliriz. Bilmiyorum ben mi abartıyorum ? :D