Babama
  1. Anasayfa
  2. Hikaye

Babama

0
Geoit - Reklam Alanı (Yazı Sonu)

Malatya, 1968

Sessizce akıyordu ikindi güneşi evin penceresinden. Yeni yağmış yağmurun dağıttığı toprak kokusu sinmişti içeri. Rüzgar taşımıştı bu kokuyu eve. O ise ellerini yaslamıştı mermere öylece oturuyordu. 10 yaşındaydı ama yaşlanmıştı çoktan.

Gözünün önündeydi o sahne, fötr şapkasını çıkararak son kez selam vermişti ona. Araba kapıda onu bekliyordu. Uzun siyah paltosunu köylü kadınların şalvarlarını toplaması gibi toplamış, sakince arabasına binmişti. O an bir his bu küçük yüreği kasvete sürüklemiş, her zamanki gibi elini annesinin eteğine tutturmuş, arabanın sokağın köşesinden dönüşüne kadar öylece bakakalmıştı. Annesi her zamanki gibi iç çekmiş, kapının eşiğinden, elinde biraz önce arabanın arkasına döktüğü su kabıyla içeri doğru geçmişti.

Berlin, 1968

Üstünde uzun ceket ve yepyeni bir takım elbise, kafasında kasket…Bu şekilde tam bir beyefendiydi. Sessizce yürüyordu Berlin sokaklarında. Aklı eskilere gitmişti. Ne heyecanla öğrenmişti Almancayı öğretmeninden.

İnceden bir iç geçirdi. Şimdi o çıkmasına izin verilmeyen kasabadan hayli uzaktaydı. İstediği gibi özgür müydü peki? Değildi.

Bir banka oturdu. Kendine verilen bu kıyafetler onun değişimin habercisi miydi? Ne olurdu her şeyi arkasında bıraksaydı? Evini, kasabayı, ailesini, çocuklarını… Yeniden başlasaydı hayata kim ne diyebilirdi ki? Kendi parasını kazanmaya başlamıştı ne de olsa. Geri dönmese sessizce çıkabilir miydi onların hayatından?

Geoit - Reklam Alanı (Yazı Sonu)

Tercüme bürosuyla oturduğu bank arası hayli uzaktı. Ceketinin cebinden saatini çıkardı ve kalkıp sessizce büroya yürümeye başladı

Onu kapıda görmüştü. Uzun kumral saçları, çekik yeşil gözleri, çıkık elmacık kemikleriyle has bir Tatar kızıydı karşısındaki. Zaman yavaşladı sanki o an. Bir hülyanın kapısını aralamış gibi yavaşça akıyordu zaman. Bürodakilerle ettiği sohbetin samimiyetine bakılacak olursa herkes tarafından tanınıyordu. O kendine üzüldü. Nasıl daha önceden görmemişti bu güzelliği? Nasıl? Yanından geçip gitmiş miydi yoksa çoğu kez? Kız ona dikkatlice bakmaya başlamıştı.

-Siz burada yenisiniz sanırım?

Konuşmak istiyordu. Kızı bir kenara çekip tüm hayatını saniye saniye anlatmak gelmişti içinden. Ama bir ‘evet’ bile diyememişti. Kafasını zoraki aşağı yukarı sallamış onaylamıştı bu güzelliği.

-Adım Regina.

-Memnun oldum ben de Ragıp.

Kız:

-Şimdi gitmem gerek. Memnun oldum Bay Ragıp. Görüşmek dileğiyle.

Kız mantosunu giymiş kafasına siyah bir bere geçirmiş ve bürodan çıkmıştı. Ragıp ise o sokakta görünmeyene dek arkasından bakakalmıştı.

Malatya, 1968

Babasının yokluğunda bir anda büyümüştü. Babası, çalışmaya gitmişti ne de olsa, gelirdi bir gün. O da yeniden çocuk olurdu o zaman. Ah! Ne zaman dönerdi babası acaba? Çok zordu bu işler. Tarla, çapa, ekmek, dikmek, sürmek…

Annesinin sesiyle irkildi:

-Tarık !! Neye daldın gene? Haydi oğlum yetişmez böyle!

Berlin, 1970

Saçlarının kokusu almış götürmüştü onu uzaklara, yanı başında yatan güzelin. Regina… Bir senedir tutkun olduğu kadın. Aşk filizlenmişti ikisinin arasında. Ne Ragıp ne de Regina karşı koyamamışlardı bu filizlenmeye. Aynı evde yaşamaya başlamışlardı tıpkı aynı kalpte yaşamaya başladıkları gibi.

Geriye dönmem gerekirse dedi, kendi kendine. İçi daraldı. İşte bir anlık korku, aklına Malatya’yı getirdi. Sarsıldı. “Hayır! Dönmem geriye dönmem! Gitmem o zindana!”

Regina korkuyla uyandı. Ay ışığında bağıran sevgilisini anlamaya çalıştı. Bilmiyordu dilini.

“Noluyor? Ragıp iyi misin? Ne diyorsun anlamıyorum!”

O tatlı Almancayı duyunca Ragıp sakinleşti. Regina’ya sarıldı ve ağlamaya başladı. “Dönmem!!”

İstanbul, 1970

“Allah’ın aşkına ağlama anne! Ne yapayım tayin bu! Nereye çıkacağına ben karar veremem ya!”

“Ama çok uzak İsmail. Çok!”

İsmail, yaşadıkları şehre hayli uzak olan tayin yerine hayatında ilk defa gidecekti. Annesini sakinleştiremiyordu. Annesi oğlunu yanı başında istiyordu. Ama bir süre sonra yatıştı ve oğlu için hazırlık yapmaya başladı.  Öte beri hazırladı, kıyafetlerini bir güzelce ayırdı, yıkadı, ütüledi. Oğlu nerede olduğunu bile bilmediği bir köye öğretmen olarak gidiyordu. Uzun süre göremeyecekti onu. Bunu düşünmek bile onu korkutmaya yetti.

Eşyaların hepsi hazırdı. Sessizce ağzı açık duran bavulun yanına oturdu ve ağlamaya başladı. O esnada kapı aralandı ve İsmail odaya girdi. Annesine sarıldı. Niyeti onu sakinleştirmekken o da ağlamaya başladı.

Taksiyi çağırmışlardı. Artık yolcu yolunda gerekti, ne de olsa. İsmail son kez annesine baktı, taksiye binmeden. İyice yaşlanmıştı artık o da. Uzun bir ferace giymiş, her ne kadar şehirde yaşasa da köylü olduğunu kafasına taktığı uzun oymalı yazmayla gösteriyordu. İsmail ise uzun bir cepken ve kasketini takmıştı. Sarışın yüzü bu sefer hüzünlüydü. Annesine el salladı ve artık yolculuğa hazırdı.

Malatya, 1970

Yol hayli uzun sürmüştü ama sonunda gereken yere ulaşmıştı. Köylüler yeni gelecek olan öğretmenden haberdar olmuşlardı. Arabadan indiğinde kendisini bekleyen büyük bir kalabalıkla karşılaştı. Köyün garı küçücüktü. Hemen yanında dağlar ve otlaklar başlıyordu. Otlaklar çok uzun boyu değildi. Şehir, koca dağların arasında, bozkır havasında bir şehirdi.

Tarık, o boyunu aşan işlerden biraz olsun kurtulmanın sevinciyle öğretmeni karşılayanların arasına katılmak için evden koşarak çıktı. Annesi hastalanır korkusuyla oğlunun hırkasını kaptığı gibi peşinden gitti. İsmail o ince bedenin rüzgarda savruluşunu ilkin o an gördü. Yüzü yorgunluğunu gösteriyordu ama nasıl da güzeldi. O kadar kalabalığın arasında kimseye belli etmeden gözünün ucuyla ona baktı. Arkadan bir kadın tanıdı bu soluk yüzü. “Sevcan, nerelerdesin görünmüyorsun pek!” Sevcan’dan sonrasını duymadı, İsmail. O ne güzel isim o ne güzel bir yüzdü.

Berlin, 1973

“Bunu bana nasıl yaptın Ragıp? Bana bunu nasıl söylemezsin!!!”

“Sana aşık olmuştum. Ne yapacağımı bilemedim. Seni kaybetmekten korktum. Lütfen Regina, burada kalabilmem senin iznine bağlı. Yoksa gönderecekler beni.”

“Git Ragıp! Sana kefil falan olmam!”

Ragıp’ın vizesi çoktan dolmuştu ve kefil olacak kimse bulamadı kendine. Ya ülkeye geri dönecek ya da vizesini yeniletecekti. Yeniletse bile kalacak yeri yoktu. Ülkeye mi dönmeliydi? Regina onu sokağa atmıştı. Tüm kıyafetleriyle birlikte. Herkese rezil olmuş, evli olduğu ortaya çıkmıştı. Regina artık ona ne işte ne vizede kefil olacaktı. İş yerinden onu çıkartmışlardı üstüne üstlük. Mecburdu artık geri dönecekti.

Malatya, 1973

İsmail ve Sevcan artık birbirine olan aşklarını gizlemiyor bazen bir yerde göz göze gelmeye çalışıyorlardı. Bu göz teması yerini daha sonra içten bir gülüşe bırakıyordu. İsmail onun hakkında her şeyi biliyordu. Bazen Ragıp’a karşı gaddarca hisler besliyor onun bir yerde bir şekilde ölmesini Sevcan’ın kendisinin olmasını diliyordu. Sonra bir çocuğu yetim bırakma hissinden korkuyor, bu düşünceden vazgeçiyordu. Gece yatağına Sevcan’ı düşünerek yatıyor, sabah onu düşünerek uyanıyordu. Bunun artık oluru yoktu.

Tam Ragıp’tan ses kesildi deyip rahatlamışken o sene dönen kafilenin içinde Ragıp’ın da olduğuna dair söylentileri duydu. Uzaktan sevmeye alışıktı ama eğer Ragıp dönerse Sevcan’ın hayalinden de silmesi gerekecekti. Buna dayanamazdı işte.

Bir ay sonra dedikodular gerçek çıktı ve Ragıp o yılki kafileyle döndü. Dönmüştü dönmesine ama eski Ragıp değildi bu gelen sanki. Kimseyle selamlaşmıyor. İşlere yardım etmiyor. Ne karısını ne çocuklarını gözü görmüyordu.

Bir gün sabahın erken saatinde onu elinde tüfek hızlı adımlarla yürürken gördüler. Nereye gittiğini soran kimseye tek bir kelime etmedi.

İçi dışına zulümdü artık. O buraya ait değildi. Ruhu da kalbide Berlin’de kalmıştı. O güzel kokuyu yeniden içine çekmek için yaşıyordu bir süredir. Fakat bir süre önce yeni kafilelerin bir süre alımının durduğunu öğrendi. 3 senelik rüya artık uzun bir süre gerçekleşmeyecek kadar uzaktı. Tüfeği doldurdu ve şakağına dayadı. Buğday tarlasının içine kan revan bir şekilde yığıldı. Buğdaylar kan içinde kaldı. Ve o rüya orada öldü.

İsmail, haberi alınca ilkin bir ferahlama sonra bir endişe duydu. Sevcan’a ne olacaktı şimdi? Ya Tarık? Ya diğer çocuklar? Soluğu köy meydanında aldı. Sevcan ve Tarık ağlıyordu. O an göz göze geldiler Sevcan ile İsmail. Sevcan bir yerden oğlunun yetimliğine üzülürken bir yandan Ragıp’tan kurtulduğuna seviniyordu.

Malatya, 1974

Ragıp öleli üç ay geçmişti. İsmail’in de buradaki görevi bitmişti. İsterse hizmet puanına göre bir yere atanmak için dilekçede bulunabilirdi. Ve de öyle de yaptı. Bir gün Sevcan’ın evine geldi gece vakti ve onu kapıya çağırdı. Kendisiyle gelmesi için ikna etti onu ve ertesi sabah dilekçesini müdürün masasına bıraktı.

İstanbul, 1974

Annesinin yanından tek kişi olarak ayrılmıştı, şimdi ise yanında koca bir aileyle gelmişti. Tarık’ı buraya getirmek hayli zor olmuştu. Geri döneceğini söyleyip duruyor. Her fırsatta İsmail’e sataşacak bir şey buluyordu. Ne de olsa evin erkeği oydu, bu unvanı İsmail’e kaptıramazdı ya. Annesi ilkin kargaşa çıkarmış, onların yanında İsmail’le tartışmış fakat İsmail’in vazgeçmediğini fark edince razı olmuştu.

Sevcan ve İsmail ilkin nikah kıydı. Daha sonra ise yeni atama yerleri olan Sivas için hazırlıklarını yaptılar. Sevcan artık huzurlu hissediyordu. Ta ki Sivas’a gittikleri ilk haftaya kadar.

Sivas, 1975

Bir sabah kalktıklarında Tarık yoktu. Her yere baktılar, aradılar, taradılar fakat bulamadılar. O sırada Tarık yoldaydı. Küçük çantasına evden birkaç giyecek ve yiyecek koymuş yola düşmüştü. Sabahın kör soğuğunda kendini zorlaya zorlaya yürüyordu.

Sevcan kendini bir oraya bir buraya atıyor, etrafındaki herkesi suçluyor, ver yansın ediyordu.

Sivas-Malatya Yolu, 1975

Yolda çeşit çeşit araba geçiyor, hepsi bir durup bir daha bakıyor, bu çocuğun bu yolda tek başına bu soğukta ne yaptığını anlamaya çalışıyorlardı. En son bir araba dayanmadı ve sordu:

-Nereye evlat?

-Babama!

What’s your Reaction?
+1
0
+1
192
+1
701
+1
348
+1
0
+1
33
+1
13

Geoit - Reklam Alanı (Yazı Sonu)

Merhaba! Ben İkranur.22 yaşındayım. İngilizce Öğretmeniyim. Aynı zamanda Anadolu Üniversitesi Tarih bölümü mezunuyum. İngilizcenin yanı sıra orta seviye Farsça ve temel seviye Çince biliyorum. Efdalog'da öykü, araştırma başta olmak üzere farklı konularda yazılar hazırlamaktayım. Yazılarda buluşmak üzere! Sevgiyle ve bilgiyle kalın...

Yazarın Profili
İlginizi Çekebilir
kesisim-one-cikan-gorsel-efdalog

Bültenimize Katılın

Hemen ücretsiz üye olun ve yeni güncellemelerden haberdar olan ilk kişi olun.

Yorumlar (0)

  1. 31/12/2022

    Daha fazla bu tarz yazılar görmek isterim, gerçekten keyifle okudum.

  2. 31/12/2022

    Yazınızı çok beğendim fakat görseller yazının yanında oldukça yetersiz kalmış gibi :(

  3. 31/12/2022

    Akıcı bir yazı, kaleminize sağlık.

  4. Sevgili İkranur yazın beni derinden etkiledi yüreğine duygularına sağlık

  5. 05/01/2023

    İçerik tek kelimeyle muhteşem fakat görsel bakımından çok yetersiz buldum üzgünüm:( Her alt başlığın altında o tarihlere ait ilgili şehir hakkında görseller eklenseydi tadından yenmez bir içerik

Bir yanıt yazın