Umut etmek bireye neler getirir? Daha önce düşündüğümüzü zannettiğimiz ama üzerinde pek durmadığımız bir soru olabilir. Çünkü olumsuz duygular içerisindeyken umut etmenin yararının olmayacağı düşüncesine girebilme olasılığımız yüksektir. Birey mutsuzken çoğu düşüncesinin mutsuzluğunu kanıtlamaya eğilimli olduğunu fark etmeyebilir. Bu yüzden umut etmeye dair herhangi bir düşünceyi fark edip de bunun üzerine zaman harcayabilir mi acaba? Umut etme üzerine düşünmeye vakit ayırmanın sırrını bulanlara ne mutlu, muhtemelen daha güçlü olarak kalktılar düştükleri yerden. Her düşüşte de bunu hatırlamalarının artırdığı güçten hiç bahsetmiyorum bile. Umut etmenin tadına varmamız gerek, çünkü hiçbir zaman hiçbir insan hayatı yaşsız, yassız, taşsız olmayacak.
Bir bilim insanının umut etmenin bireydeki etkisini öğrenmek üzere yaptığı bir deneyi sizlerle paylaşacağım. Curt Richter, Harvard Üniversitesi’nde görevini sürdürmüş bir biyolog. Richter’in 1957’de farelerle yapmış olduğu acımasız fakat umudun dayanma gücüne etkisini ortaya koymuş bir deneyi bulunuyor. Deneyde birkaç fareyi suyun içine atıyor ve ne kadar dayanabildiklerini gözlemliyor. 15-16 dakika kadar dayanan fareler, o dakikadan sonra çırpınmayı bırakıyor. Ardından birkaç fareyi daha suyun içine bırakıyor, sonra birkaç fareyi daha… ve aynı sonuçla karşılaşıyor: 15-16 dakikalık bir çırpınma. Sonrasında farklı bir yöntem denemek istiyor ve birkaç fareyi daha suya bırakıyor. 15inci dakikaya yaklaştığında fareleri sudan çıkarıyor, kuruluyor, dinlenmelerini sağlıyor. Biraz zaman tanıdıktan sonra fareleri tekrar su dolu kabın içine bırakıyor. Fareler ne kadar dayanmıştır dersiniz? 15 dakika daha fazla mı? Belki bir 15 daha eklersek 45 dakika daha fazla mı? Bu farelerin tam olarak 60 saate varan çırpınışlar sergiledikleri görülüyor. Normalde 15 dakikalık süren bir direnişi 60 saate, yani 2 günden fazlasına çıkaran neydi? Umut.
Bizler yeri geliyor düşüyoruz, öğrenilmiş çaresizliklerle de düştüğümüz yerde kalmayı tercih ediyoruz. Evet buna ‘tercih etmek’ diyorum çünkü aksini yapıp ayağa kalkmak ve tekrar denemek insanın kendi elinde. Evet tercih, çünkü düşmemize yardımcı olan sebepleri suçlamakla yetinmek yerine o sebeplere bağlı kalmadan yeni yollar bulmak yine kişinin elinde. Bireye göre sistem her zaman suçludur zaten ama o sistem içinde yapılabilecek farklı hiçbir şey mi yoktur? Olduğumuz yerde kalmak zorunda mıyız? Bir düşüş yaşarız; bu düşüşe bir insan, bir kurum, bir aile sebep olabilir. ‘’Düşmeme o sebep oldu, o olduğu sürece hiçbir şeyi düzeltemem.’’ demek yerine; ‘’Düşmeme o sebep oldu, ona rağmen bu kez de şu yöntemi deneyerek ilerleyeceğim.’’ diyeceğimiz hiçbir ihtimal yok mu? İlk cümleye göre düştüğümüz yerde kalırız, şartları kabullenir ve yapmak istediğimizden vazgeçeriz. İkinci cümleye göre ise şartları yine kabullenebiliriz ancak şartları değiştiremiyorsak o şartlara göre amacımıza ulaşacak başka bir yol buluruz. Buna bir örnekle açıklık getirmek istiyorum. İzlediğim bir filmde ailesinin maddi durumundan dolayı çello alamayan bir kadının çalışmasına da izin verilmiyordu fakat çello çalma işini epey geliştirdi. Nasıl oldu bu? Ailesinin maddi durumu düzelmedi, kendisi de herhangi bir işe girmedi. Her gün okulunda bulunan çelloyla çalıştı. Annesini, babasını çello almaya dair çabalarına karşılık vermedikleri için suçlayıp öğrenmekten vazgeçmedi. Eğer vazgeçseydi buna öğrenilmiş çaresizlik diyebilirdik. Ancak o şartları kabul edip başka bir yol bulmuş ve yine amacına ulaşmıştı. Demem o ki, amacımıza ulaşmak için her zaman tek bir yoldan söz edemeyiz. Önemli olan umut etmek ve sistemi şikayet edip de yapmak istediğimizden vazgeçmemek.
İşe ilk önce kendimize söylediklerimizle başlamamız gayet makul. Bir varış noktasına ulaşmak konusunda kendinize neler söylüyorsunuz? Eğer örnek verdiğim birinci cümleyi, ‘’…o olduğu sürece hiçbir şeyi düzeltemem’’ cümlesini bolca kuruyor ve herhangi bir adım atmıyorsanız bilimin bizlere bir katkısından daha haberdar olmanız gerekir. “Neye inanırsak o oluruz!” Bu cümleyi daha önce duymuş olmalısınız. Yine çok duyulan ama üzerine pek düşünülmeyen bir cümle. Düşüncelerimiz nelerse davranışlarımız, faaliyetlerimiz de ona eğilimli olur. Kendinize sürekli başarısız olduğunuzu söylerseniz aşmanız gereken bir durumda başarısız olma olasılığınız yüksektir. Çünkü beyin, başarısızlığı algılayıp ona programlanır ve başarmanız gereken durumun vakti gelene kadar tüm faaliyetlerinizi de buna göre şekillendirir. Örneğin önünüzde bir sınav var ve o sınavdan başarılı bir sonuç alamayacağınızı düşünüyorsunuz. Ne olur? Muhtemelen çalışmanız da bu doğrultuda yavaş olacak veya hiç olmayacaktır. Sonra da ‘’ben demiştim’’ dersiniz fakat beyninize başarısız olma hedefini söylediğiniz için asıl potansiyelinizi ortaya koymamışsınızdır aslında. Ya da romantik ilişkilerde ayrılıktan örnek verelim. ‘’Zaten bitecek’’ bir ilişki içindesinizdir. ‘’Ayrılacağız muhtemelen, hep tartışıyoruz’’ dersiniz. Beyin bunu algılar ve ayrılığa kadar yaptıklarınız ayrılma fiilini gerçekleştirmeye eğilimli olur bu yüzden. Çünkü beyne o hedefi yerleştirmiş olursunuz bir kere. ‘’Kesin ayrılacağız’’ diyerek kabul ettirirsiniz ona bu sonucu. Zamanla davranışlarınız da buna göre şekillenir; tartışma çıkarırsınız bilinçli olmasa da, söylenmemesi gereken cümleler kurarsınız ayrılmaya programlandığınız için. Buna kendini gerçekleştiren kehanet diyoruz.
Kendimize kurduğumuz cümlelerin beyindeki bu etkisini öğrendikten sonra yeni cümleler kursak nasıl olur? ‘’Ben bu zamana kadar şunları şunları başardım’’ deyip başarısız biri olduğunuza dair beyninize aksi kanıtlar sunduktan sonra ‘’bunu da başarmak için elimden geleni yapacağım’’ deseniz sonuç nasıl olur? Ben bunu danışmanımdan öğrendim. Yetersizlik duygusu hissettiğim 18 yaşımda girdiğim psikolojik danışma sürecinde danışmanım bana şöyle bir cümle kurdu: ‘’Bu zamana kadar seni tanıdığım kadarıyla başarılarını sayacağım.’’ Şunları yaptın, bunları gerçekleştirdin derken on adede yakın cümle kurduktan sonra ‘’Bana başarısız olduğun yerleri sayar mısın?’’ dedi ve ben çok az şey sayabilmiştim. Belki iki, belki üç tane. Orada ne demek istediğini anladım. Hayatta birçok konuda başarılı olduğum zamanlar başarısızlıklarımdan çok daha fazla olmasına rağmen mükemmeliyetçiliğim yüzünden hata yaptığım tek bir olaydan sonra tüm hayatımı hatalarla dolu oluşuna yormuştum sanki. Halbuki öyle değildi ve beynime, yetersizlik hissettiğim durumlarda başarılarımı sayıp aksi kanıtlar sunarak düştüğüm yerden kalkmayı öğrendim. Bu kendimize inanıp umut etmenin bir yolu sadece, onlarca yol var aslında içimizde.
Düşündüğümüzde bir ömür gerçekten sürekli üzülmek ve umudunu kaybetmek için çok kısa. Elbette bunların yaşandığı yerler olacak ancak düştüğün yerden kalkmamayı tercih etmek ilerleme sağlayamamamıza sebep olabilir. Fakat her bireyin bir amacı ve umudu olmalı hayatta. Amaçsız nasıl yaşanır, yaşanır mı bunu da bireysel olarak düşünebiliriz fakat bildiğim bir şey varsa o da umut etmenin her zorluktan çıkma noktasında yardımcı bir el olduğu. Kendinize umutlu cümleler kurduğunuz günler dilerim.
Sevgiler.





