Ahlak nedir sorusunun cevabına baktığımız zaman sözlükte insanın doğuştan getirdiği ya da sonradan kazandığı bir takım tutum ve davranışların tümü diye bir tanımlama karşımıza çıkıyor. Peki ahlakın insan üzerindeki etkileri nedir?
İnsan yaptığı ve yapacağı her eylemin sınırlarını belirleyen iç dinamikleri vardır. Bu iç dinamiklerin her davranışı kontrol eden ve daha sonra bu davranışların doğruluğunu veya yanlışlığını sorgulatan bir yapısı vardır. Bu iç dinamiklerin başında da ahlak gelir. Ahlak kavramı yaşamın başından sonuna kadar varlığını bildiğimiz ve bu kavramın dayatmalarıyla tüm yaşamımızı yönlendirmemize neden olan yaşamımızın soyut ama temel kavramlarından birisidir. Peki ahlak bu kadar insanların yaşamında önemli bir roldeyken bu ahlakın kurallarını ve sınırlarını kim belirliyor?
Toplumun ileri gelenleri mi, kanaat önderleri mi, bürokratlar mı, din adamları mı, aile reisleri mi? Aslında bir toplumda ahlak kurallarını yukarıda saydığım makamlardan hiç birisi de belirlemiyor, hepsi de belirliyor. Peki bu nasıl mümkün? Kişiler yaşadıkları toplumdan dışlanmamak, sorunsuz bir hayat yaşamak ve toplumun bir parçası olarak uyumlu bir toplum ferdi olabilmek için toplumun kurallarına uyarlar. Bugün Türk toplumuna bakıldığı zaman toplumun kendi içinde belli sözlü olmayan kuralları vardır ve bu kurallara uymayanlar toplumdan dışlanır.
Peki bu kurallar ahlak kuralları mıdır? Aslında evet toplumun kendi içinde ürettiği ve o toplum içerisinde yaşayan insanların da bilinçli ya da bilinçsiz olarak uyduğu bu kurallar toplumsal ahlak kurallarıdır. Bu kurallar bir günde oluşmadığı gibi bir günde de yıkılmaz. Uzun yıllar alan bu kuralların oluşumu geçmişte ve günümüzde kuşak çatışmalarına neden olsa da ülkemizde bugün kuşak çatışmasından daha önemli bir sorun herkesin gündeminde.
Toplumsal ahlak kuralları her toplumda farklılık gösterebilir ve her toplumun kendi normalleri vardır. Bugün ülkemizde bulunan sığınmacıların da zamanında kendi yaşadıkları toplum içerisinde kendi toplumsal ahlak kuralları vardı ve bu normaller doğrultusunda ülkemize geldiler. Türk toplumun normalleri ile sığınmacı halkların normalleri birbirine çoğu yönden benzeşmediği için bugün ülkedeki bu problem herkes tarafından fark edilmekte ve dile getirilmekte.
Toplumların değişimi bir insanın doğumdan ölüme kadar olan değişimlerine benzemektedir. Her geçen gün yeni gelişmeler olur fakat bir toplumun ömrü bir insan ömrünün kat be kat üstünde olduğundan, değişimlerin süreleri de o kadar oranla uzun oluyor. Toplum mühendisliği yapılarak toplumların yapılarının değiştirilmesi ise sanıldığı kadar kolay bir iş değildir.





