Sağanak
  1. Anasayfa
  2. Edebiyat

Sağanak

0
Geoit - Reklam Alanı (Yazı Sonu)

Küçük damlalarla başlayan yağmur yerle göğü buluşturmak istercesine yağıyordu. Gök yeri,
yer göğü özlemişti. Özlem devamında gözyaşını getirmiş her yeri bir sağanaktır almıştı.
Köpekler, kediler hızlı adımlarla başlarını sokacak bir yer arıyorlardı. Bazen bir evin
balkonun altına bazen bir dükkânın gölgesine sığınıyorlardı. Sokaktaki bazı insanlar ise
kaçışıyordu. İki aşık el ele tutuşmuş yerle göğün bu buluşmasına eşlik ediyorlardı. Yavaş
yavaş yürüyor, kıyafetlerinin ıslanmasına izin veriyorlardı. Yaşlı bir dede, elinde baston
hızlanamayacağının bilincinde her zamanki temposuyla yürüyor, gönlü açık bir dükkân sahibi
arıyordu gözleriyle. Tomris ise ne yaşlıydı ne de aşık. Ne yağmurla birdi ne de yağmurdan
başka bir şey o anda. Biraz önce telefonu kapatmış, dedesinin öldüğünü haber almıştı
halasından. Onun için tüm dünya çoktan seller altındaydı, yağmur varsın yağsındı yağacağı
kadar. Saçları sırılsıklam olmuş, üstündeki her şey vücuduna yapışmıştı. Yürüye yürüye en
sonunda evine gelmişti. Evin girişinde eski bir ayakkabılık vardı. Ayakkabılık girişteki
merdivene doğru eğiliyor, merdiven ise evin içine doğru genişçe bir antreye açılıyordu. Ev
küçük, haliyle biraz tıkış tıkıştı. Antre dışında, evdeki her oda normal bir odanın yarısı
kadardı. Tomris antredeki tekli koltuğa öylece oturdu. Ağlıyordu fakat yağmur akıyordu
yüzünden. Gözyaşıyla karışarak iniyordu ağzına. Ağladıkça daha çok ıslanıyordu dudakları.
Oturduğu koltuk sırılsıklam olmuştu. Hayattaki en büyük dayanağını kaybetmişti. Dedesi,
anne ve babasının ayrılığından sonra ona sahip çıkmış, yaptığı hiçbir fedakarlığı çocuğun
yüzüne vurmadan büyütmüştü onu. Şimdi dedesi yoktu.
Şehre yağmur getiren bulutlar köye ise kar getirmişti. Yollar kapanmış, cenaze zar zor
düzenlenmişti. Tabiat Tomris’in dedesini son kez görmesine izin vermemişti. Belki böylesi
daha iyiydi. Toprağını görmezse dedesinin yaşadığına inanabilirdi. İnsan toprağına
dokunmadıkça en değerlisinin artık o toprağa ait olduğuna inanabilir miydi? Kabullenmesi bu
kadar zorken en iyisi kabul etmeye çalışmamaktı. Ama bir yandan da son vazifesini yerine
getirememenin üzüntüsü vardı içinde. Hem ağlıyor hem düşünüyordu. Neden sonra yerinden
kalktı. Islak üstünü değiştirdi. Büyümesi gerekti artık. Çünkü artık onu küçük bir kız çocuğu
gibi saran kimse olmayacaktı. Tüm hatıraları gözünün önüne gelmiş, odaya vuran ikindi
güneşi hüznünü daha da arttırmıştı.

Birkaç gün sonra yollar açılmış, nihayet köye gidebilmişti. Toprağına dokununca dedesinin
acısı elle tutulur, gözle görünür olmuştu. Evinin hemen yanındaki bahçeye gömülmek
istemişti dedesi, öyle de olmuştu. Evin balkonundan görünebilecek kadar yakındı mezarı. Ev
eski bir köy eviydi. Küçük bir avlu ve iki de küçük odadan oluşan bir girişi vardı. Girişin
hemen ortasına uzanan ikinci kata ve asıl avluya çıkan bir merdiven vardı. Merdivenin hemen
bitimindeki divan ve divanın yanındaki dedesinin sazı hala aynı yerinde duruyordu. Eskiden
bu evde tüm çocuklarıyla oturuyordu dedesi. Koca bir aile bu küçücük evde hep beraberdi.
Sonra aile içinde bir anlaşmazlık olmuş, babaannesinin tabiriyle kıyamet kopmuştu. Tüm suç
Tomris’in annesinin üzerine kalmış, tüm kardeşlerin arası açıldığı gibi, annesi de çocuğunu
bırakıp gitmişti. Tomris o zaman ne olup bittiğini anlayacak yaşta değildi. Daha sonrasında
ise cesaret edip soramamıştı. İçindeki burukluk bunu düşündükçe daha da artmıştı. Artık
kimseye soramazdı. Kimse ona dedesi gibi dürüstçe olanları anlatmazdı. Divana oturdu ve
dedesinin sazını çalmaya başladı. Tomris sazı çalarken bir mektup düştü önüne. Sazın içine
saklanmış bir mektuptu bu. Her geldiğinde çalardı bu sazı ama bu mektubu ilk defa
görüyordu. Mektubu, dedesi yazmıştı. Uzun zamandır hasta olduğunu, ölürse gerçekleri
bilemez diye korkup anlatmıştı her şeyi. Mektupta annesinin suçsuz olduğunu, tüm suçun
kendisinin olduğu yazıyordu. Dedesinin eskiden çok daha fazla tarlası vardı. Fakat dedesi
tarla işine helal parayla girmemiş, tarlayı gelinin babasından zorla gasp etmişti. O zamanlar
otuzlu yaşlarındaydı ve yaptığının ailesi için en doğrusu olduğunu düşünmüştü. Uzunca bir
zaman bu tarlayı işlemiş, çocuklarıyla beraber çalışmıştı. En sevdiği oğlu büyüyüp haksızlıkla
tarlasını gasp ettiği adamın kızına âşık olunca kaç kez onu köyden göndermiş, oğlu her
seferinde bir yolunu bulup geri gelmişti. En sonunda husumetin de bitmesi için bu evlilik
gerçekleşmiş, bu evlilikten Tomris olmuştu. Annesi şehirliydi ama köy işlerinden çok iyi
anlıyordu. Herkes onun becerisine hayran olurdu. Babaannesi hastalanıp yataklara düşünce
tüm yük ona kalmış, kimse ona yardım etmemişti. Annesi babaannesine bakmış dedesine de
tüm olanlara rağmen hürmeti eksik etmemişti. Dedesinin pişmanlığı gün geçtikçe artmış, en
sonunda malının mülkünün çoğunu ölen babası yerine gelinine hibe etmişti. Bunu duyan
kardeşler birbirine girmiş, kaynanasını sormaya bile gelmeyen gelinler Tomris’in annesine
söylemediğini bırakmamışlardı. Bir gün tüm kardeşler birbirine girmiş, Tomris’in babasıyla
amcalarının kavgasını ayırmaya çalışan annesi vurulmuş ve oracıkta ölmüştü. Fakat dedesi
tüfeğin patladığı eli korumuş, oğullarından hiçbirinin ceza almasına izin vermemişti. Bu olayın aile içinde kalması gerektiğini söylemiş ve suçu köyde adı sıklıkla hırsızlıkla anılan bir
adama yüklemişti. Buna Tomris’in babası dayanamamış, ne kadar uğraştıysa da gerçeği
kanıtlayamamıştı. En sonunda çocuğunu dahi yanına almadan çekip gitmişti. Dedesi o
zamanlar böyle yaparak ailesini toplu tutabileceğini sanmış ama yanılmıştı. Hatasını kendisi
hasta olunca bir kere bile kapısı çalınmayınca anlamış, ama iş işten çoktan geçmişti.
Tomris bunları okuduğunda tüm dünyası başına yıkılmıştı. Dedesi onun için şimdi kimdi?
Onu büyüten koruyup kollayan mı, annesinin katilini koruyan mı, ağladığı mektuptaki
izlerden dahi belli olan, yaptığı her şeyden af dileyen biri mi? Ne yapacağını bilmez bir halde
kendini balkona attı. Yine sağanak vardı fakat bu sefer ıslanan kendisi değil dedesiydi.

What’s your Reaction?
+1
0
+1
521
+1
1k
+1
229
+1
0
+1
0
+1
0

Geoit - Reklam Alanı (Yazı Sonu)

Merhaba! Ben İkranur.22 yaşındayım. İngilizce Öğretmeniyim. Aynı zamanda Anadolu Üniversitesi Tarih bölümü mezunuyum. İngilizcenin yanı sıra orta seviye Farsça ve temel seviye Çince biliyorum. Efdalog'da öykü, araştırma başta olmak üzere farklı konularda yazılar hazırlamaktayım. Yazılarda buluşmak üzere! Sevgiyle ve bilgiyle kalın...

Yazarın Profili
İlginizi Çekebilir

Bültenimize Katılın

Hemen ücretsiz üye olun ve yeni güncellemelerden haberdar olan ilk kişi olun.

Yorumlar (0)

  1. Bu güzel yazı için teşekkürler ?

  2. İçimize işledi. Gerçekten güzel bir yazı elinize sağlık :)

Bir yanıt yazın