Halime ağlayan kırlangıçlar vardı
O mavi istasyondan uğurladılar beni
Kanatlarından öpülesi kırlangıçlar
Yüreklerinde ısıtırlardı ellerimi
Ellerimde cam kesikleri
Yurdunu tarif ederken kestim ellerimi
Ilık ılık akıyorken kanım
Canım canına doğru çekildi
Kırlangıçlar yaralarımı dal belledi
Yuva kurdular adınla başlayan sokağıma
Yuva oldu yokluğun kırlangıçlara
Seni bilmiyor kimseler
Kırlangıçlar bile bilmiyor
Gökyüzü habersiz gözlerinin seyrinden
Ben çöllerde hülyana koşuyorum
Yıldızlar gölgeleniyor geceleri
Perdelerini kapatan evler gibi
Yollar, uçurumlar var sanırken aramızda
Kara damgalar basıldı sevda damarlarımıza
Zamanı aştık bitti dünyanın bütün takvimleri
Son gecesindeyiz kainatın yarınsız
Yandı güneş bin parçaya bölündü
Bin ahım bir adın kırlangıç sürüleri…






Sanki şiir yarıda kesilmiş gibi geldi. Devamı var mı yani bir seri mi yapıyorsunuz?
Cahit Zarifoğlu’nun ‘Bitti o şiir başka mısra gerekmez’ dediği efendim.
İsmet bey neredeyse tüm şiirlerinizi okudum fakat tarzınızı tam çözemedim hocam. Merak da ettim açıkçası. Yorumumu görüp dönüş yaparsanız kocaman sevgilerr
Belli bir tarz benimsediğim yok hocam. Gönülden gelen her neyse kelam odurun yolunda ilerlemeye çalışıyorum.